15 Mayıs 2008  Perşembe       
 YAZ SEZONU KONAKLAMA İÇİN REZERVASYON YAPTIRMANIZ RİCA OLUNUR.Tel : 0-256 - 612 38 88 / 0-256 612 20 71
Arama
 
  
 
Hızlı Erişim
 
Ana Sayfa
     
Yönetim
     
Personel
     
İşletmemiz
  Odalar
     Suit Odalar
     Normal Oda
   Lobi
   Restorant
   Kafeterya
   Okuma Salonu
   Kuaför
     Bayan
     Bay
     
Fiyat Listesi
     
Etkinliklerimiz
     
Kuşadası
     
Ziyaretci Defteri
     
Formlar
   Çalışan Üye
   Emekli Üye
     
İletişim
   Adres Bilgileri
   İletişim Formu
     
Bağlantılar
 
 
Sayfa Gösterim Sayımız : 111279
 
Kuşadası
 
Eskiden Menderes vadisinin iskeleleri Ayasuluğ (Efes-Selçuk) ve Balat'tı(Milet). Ancak her iki limandan da deniz çekilince bölgede yeni bir iskele kurulması gerekti. Bu olay, Kuşadası'nın bulunduğu yerde gerçekleşti.Ticaret daha çok Venedik ve Cenova'lıların elinde olduğu için bu yeni iskele ,İtalyanca bir adla,”Scala Nuova” adıyla anıldı.Burası, konsoloslukları, ambarları ve tüccarları ile adeta bir tüccarlar kolonisi idi. Müslüman Türkler önceleri,daha çok, Kuşadası'ndan beş kilometre kadar içeride,bugün Atatürk yolu diye adlandırılan yolun üzerinde, Pilavtepe eteklerindeki Andızkule denilen yerleşim yerinde oturmayı tercih ediyorlardı.
Kuşadası kenti, bugünkü yapısına aşağı yukarı 17.yy başında kavuşmaya başladı. Sultan Ahmet 1. ve Sultan Osman 2. zamanında iki kez sadrazam olan Öküz Mehmet Paşa isimli bir Osmanlı veziri, Kuşadası kentini surlarla çevirtti. Ayrıca bir han, hamam ve camiyi de içeren bir külliye inşa ettirdi. Kente bir su şebekesi kurdurdu ve yeni su getirtti. O zaman surlar içinde kalan Kuşadası, Dağ ve Camiikebir Mahalleri olmak üzere iki büyük mahalleden oluşuyordu.
Camiikebir Mahallesi, düzlükte kurulduğu için dar ama birbirini dik olarak kesen sokaklardan oluşuyordu. Sokaklar arasındaki ev grupları, sırt sırta iki evi alacak genişlikteydi. Kuşadası'nda evler, genellikle sokak üzerindedir ve arka taraflarında da birer avluları bulunmaktadır.
Dağ Mahallesinde evler ve bahçeler basamaklar halinde olduklarından birbirinin manzarasını engellemezler. Antik Efes kentindeki ünlü teras evler gibi kademeli sıralanmışlardır.Bu evler tipik Osmanlı evi görünümündedirler. Çoğunun geniş saçakları ve bağdadi çıkıntıları bulunmaktadır. Genellikle klasik kiremit çatıyla kaplanmışlardır.
Bugün, eski Osmanlı kentini çevreleyen surlardan da çok az iz kalmıştır. Bu kalıntıların başında kale kapısı gelmektedir. Kemerli bir geçide sahip kapı, üzerinde yükselen bir kule ile tamamlanmaktadır. Kapının iç köşesinde eski bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin tabanını antik bir lahit, yalağını ise yine antik bir kül lahdi teşkil etmektedir. Çeşme aynasında iki hayrat yazıtı bulunmaktadır. Bunlardan biri 19.yy dan kalma Arap harfli, diğeri ise yakın tarihlerde kazınmıştır ve Latin harflidir.Bu haliyle çeşme, Kuşadası'nın geçmişini anlatır gibidir.
Kent genişledikçe yukarıda anılan iki mahalleye, Hacı Feyzullah, Alaca Mescit, Camii Atik,Türkmen Mahalleleri de eklenmiştir. 1960'lı yıllarda büyük bir turizm potansiyeline sahip olduğu keşfedilmiş; şehir bundan sonra hızlı bir gelişme göstermiştir. Özellikle son yıllarda, gerek kent içinde, gerekse civarda otel, motel, kamping, tatil köyü gibi pek çok dinlenme tesisi ve yazlık villalar yapıldı. Bu arada birde yat limanı inşa edildi ve liman tesisleri de genişletildi.
Kuşadası, bugün Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Bunun nedenlerini değerlendirirken, zengin tarihi çevrenin ve eşsiz planların varlığının yanısıra, bölgenin iklim koşullarını da belirmemiz gerekmektedir. Kuşadası, hemen önünde başlayan kumsal kıyıları ile her şeyden önce bir plaj merkezidir.
Tusan, Akyar, Otuzbir, Kadınlar Denizi, Aslan burnu, Karaova, Güzelçamlı, Büyük ve Küçük Kalamaki, İlyas Ağa, Dipburun, Tavşanburnu plajları gibi temiz kumsallar kuzey ve güneye doğru kilometrelerce uzar gider. Kumsal şeritlerinin toplam uzunluğu 20 kilometrenin üzerindedir. Geniş kumsalların yanısıra derinlikten hoşlananlar için, dalmaya elverişli kayalık koylar da Kuşadası'ndadır
3Kuşadası'nın ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmemekte ise de, Kuşadası yakınında Yılancı Burnu denilen yerde, Efes'e bağlı “Neopolis” ismi ile iyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır.
Şehir daha önce,Pilavtepe eteklerinde, Andızkulesi denilen yerde kurulmuştur.Bir müddet sonra Bizanslılara ait olan bu kıyılara Venedik ve Cenevizliler, ekonomik bakımdan egemen olmuşlardır. Küçükada, Bizanslılar için kıyıları koruyan bir ileri karakol idi.Venedikliler ve Osmanlılar tarafından şehir için önemli bir askeri üs görevini yapan Güvercinada, 1834 yılında büyük bir yenilenme görmüş ve ünlü kalesi yapılmıştır. ”Kuşadası” adı bu kaleden gelmektedir.
1954 yılına kadar İzmir ilinin bir ilçesi iken,bu tarihten sonra Aydın iline bağlanmış ve büyük bir gelişim göstermiştir.Yüzölçümü 264 km, Nüfusu 32000 civarındadır.
Ulaşım güçlükleri nedeni ile Kuşadası; Andızkulesi mevkiinden alınarak bugünkü yerinde “Yeni İskele” adı ile kurulmuştur.
Kuşadası'nın adını verdiği Kuşadası Körfezi ve yakın çevresi,sanat ve kültür merkezleri olarak bilinmektedir ve ilk çağlardan beri birçok farklı medeniyeti barındırmıştır.
M.Ö.3000 yıllarında Lelegler;M.Ö.11.yy.da Aeolyalılar;M.Ö.9.yy.da İyonlar bölgede hakim olmuşlardır. Büyük Menderes ve Gediz Irmakları arasında kalan alan,antik çağlarda “İYONYA”adını alır. Tüccar ve denizci olan iyonlar denizaşırı ticaret sayesinde kısa zamanda zenginleşmişler ve üstün bir politik güce sahip olmuşlardır. Tarih de “iyon kolonileri”adını alan12 şehir kurmuşlardır.
Kuşadası,antik çağlarda Anadolu'nun Akdeniz'e açılan başlıca limanlarından biri idi.O devirde “Neopolis”adı ile anılıyordu.M.Ö.7.yy.da başkentleri Sardes olan Lidyalılar yöreye hakim olmuşlardır.
M.Ö.546'da başlayan Pers hakimiyeti,M.Ö. 334'de Makedonyalı Büyük İskender'in tüm Anadolu'yu ele geçirmesine kadar devam eder. Bundan sonra Anadolu'da Yunan medeniyeti ile yerli Anadolu medeniyetinin sentezi olarak yepyeni bir çağ, yepyeni bir sanat ve kültür anlayışı hakim olur ve bu çağ ”Hellenistik Çağ” adı ile anılır.Efes, Milet, Priene ve Didim bu devrin en ünlü şehirleridir.
M.Ö.2.yy da Romalılar yöreye egemen olurlar.Hristiyanlığın ilk yıllarında,Meryem Ana'nın havarilerinden St.Jean'ın Efes'e gelip yerleşmesiyle burası bir dini merkez haline gelir.Miletus da Hristiyanlık çağında Piskoposluk merkezidir. Bizans çağında “Ania” adı ile anılır.Kuşadası,ortaçağda korsanlar tarafından kullanılan bir liman olmuştur. 15.yy.da Venedikliler ve Cenevizliler zamanında zamanın da şehir “Scala Nuova” adını alır.
1186'da 2.Kılıç Aslan'ın bölgeyi Selçuk Devletine katmasıyla Türk egemenliği başlar.Bölge,bu devirde kervan yollarının Ege'ye açılan bir ihraç kapısı olmuştur.
Selçuk Devletinin yıkılmasından sonra bölgede Beylikler devri başlar.Bir süre Aydınoğulları hakim olur.15.yy.da ortalarında Osmanlıların egemenliğine girer.
Kuşadası,1413 yılında 1.Mehmet(Çelebi)tarafından Osmanlı egemenliğine katılmıştır.Bu tarihten sonra,şehir tamamen Türklerin elinde kalmış ve Türklerin yaptığı eserlerle dolmaya başlamıştır.Bunlardan bugünkü Kervansaray ve Kuşadası'nı çeviren surlar,Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Surlarla çevrili şehre o zaman anacak üç kapıdan girilebilmekteydi.Bu kapılardan bir tanesi, Barbaros Hayrettin Paşa Caddesi ile Kahramanlar Caddesini birbirinden ayırmakta ve üst kısmı bugün Şehiriçi Trafik Bölge Amirliği olarak kullanılmaktadır. Diğer kapılar bugün mevcut değildir.
NEOPOLİS (Yılancı burnu):
Güvercinada'nın biraz ilerisinde, denize uzanan ikinci bir yarımada halindedir. Antik Neopolis'in Kuşadası'nda ilk yerleşme yeri olduğu ve iyonlar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. Sistemli bir araştırma yapılmamıştır. Görünürde birkaç duvar kalıntısı mevcuttur.
PANİONİON:
Kuşadası'na bağlı Güzelçamlı sınırları içinde, Davutlar-Güzelçamlı yolu kenarında, yoldan birkaç yüz metre içeridedir. Tarihte iyon Konfederasyonuna bağlı 12 iyon şehrinin merkezidir. Ayinlerin ve törenlerin yapıldığı yer burasıdır.
PYGALE:
Kuşadası'nın 3km.kadar kuzeyinde küçük bir yerleşim yeridir. Kuştur Tatil Köyünün yanındaki burun üzerinde bulunmaktadır. Agamemnon tarafından inşa edilmiştir. Dikkate değer bir kalıntıya rastlanmamaktadır.
KALEİÇİ CAMİİ:
Çarşı içindedir.1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa (ölümü 1619) tarafından yaptırılmıştır. Bu nedenle “Öküz Mehmet Paşa Camii” adı ile de anılmaktadır. 1830 yılında onarılmıştır. Son cemaat yeri ağaçtan yapılmıştır. Tek şerefeli minaresi sağdadır. Caminin giriş kapısının kanatları geometrik geçmeler ve sedef kakmalarla süslenmiştir. Camiyi 12 kenarlı ve 16 pencereli kasnak üzerine bir kubbe örtmektedir.
ÖKÜZ MEHMET PAŞA KERVANSARAYI:
Kuşadası iskelesi yakınındadır. 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1966 yılında restore edilmiştir. Deniz ticareti için yaptırılan bir Osmanlı Kalesi olup, yaklaşık 18,50*21,60m. ölçülerindeki avlunun etrafını, iki katlı revaklı bir kapalı mekan çevrelemektedir. Kuzeybatı ve Güneydoğudaki köşelerde, arka taraftan üst kata çıkılan iki merdiven vardır. Kervansarayın girişi kuzeydedir. 2.96m. enindeki mermer kapı boşluğu, basık bir kemerle örülmüştür. Kapının sadece bir görünümü vardır. Girişin sağ ve sol tarafında birer kemerle orta mekana bağlanan iki bölüm mevcuttur. Soldakinin, arkaya küçük bir kapı ile bağlandığına bakılarak, eşyaların içeri alındığı emanet bölümü olduğu saptanmıştır. Sağdaki girintinin ise Han'ın giriş ve çıkışını sağlayan görevlilerin yeri olduğu düşünülmüştür. Avlunun ortasında kazı ile açığa çıkartılan şadırvan, bugün havuz haline getirilmiştir.
Avluyu çevreleyen çapraz tonozlu her revak bölümünün arkasında bir oda mevcuttur. Odalarda ocak ve değişik ölçülerde dolaplar vardır. Kervansarayın üstünü düz bir dam örter. Damın kuzey yüzünde bazı özellikler dikkati çekmektedir.
Denizden gelecek saldırıları önlemek amacıyla, kuzeybatı ve kuzeydoğu yönlerine ayrı bir önem verilmiştir. Kuzey yüzü dış surlarla birlikte düşünüldüğü için, savunmada ağırlık buraya verilmiştir. Kervansarayın doğusundan ilçe çarşısına bir kapı açılır.
MİLLİ PARK:
Samsun dağlarının Ege Denizine uzantısı olan dilek Yarımadasındaki ormanlık alan, 1966 yılında Milli Park olarak korunmaya alınmıştır. Milli Park 11.000 hektarlık bir alanı kapsamaktadır ve Kuşadası ilçesinin sınırları içinde ve ilçe merkezinin güneyinde yer alır.
İlginç jeolojik ve jeomorfolojik yapısı yanında, Akdeniz bölgesinde ender görülen bir bitki örtüsüne sahiptir. Bu özelliğinden dolayı, botanikçilerce yapılan araştırmalarla bilimsel bir değer kazanmıştır.
Milli Parkın sahip olduğu doğal çevre, yakın zamanlara kadar kara yolunun bulunmamasının da katkısıyla, kimi yaban hayvanlarının da korunduğu bir alan olagelmiştir. Bu arada soyu yeryüzünde hemen – hemen tükenmek üzere olan türlere de rast gelinmektedir. Bunun en tipik örneği Anadolu Parsıdır.
Milli Parkta, çok sayıda sürüngen,memeli hayvan ve kuş türleri bulunduğu gibi, bu alanın kıyılarında da Akdeniz'e özgü hemen –hemen bütün balık çeşitleri ile deniz kaplumbağaları yaşama ve çoğalma olanağı bulmuşlardır. Akdeniz ülkelerinde korunmaya alınan Akdeniz foku da yörenin tipik hayvanlarındandır.
Milli Park alanı içinde bulunan plajlar ve piknik yerleri, ziyaretçiler tarafından Nisan ve Ekim ayları arasında büyük ilgi çekmektedir. Park,ayrıca doğayı sevenler için orman içi patikalarda yürüme ve tırmanma olanakları da sağlamaktadır. Park içinde, İçmeler Koyu, Aydınlık Koy ve Kavaklı Plajının günübirlik kullanımını kolaylaştıran su, WC, soyunma kabinleri, kır gazinosu, piknik masa ve ocakları gibi basit yapılar geliştirilmiştir. Doğal dokunun bozulmaması için, geceleme tesisleri düşünülmemektedir.
KADIKALESİ:
Kuşadası-Davutlar yolunun 10 uncu kilometresinde,dar bir yol üzerinde bulunur.Venedik ve Bizanslılar tarafından kullanılan bu kalenin bir bölümü 1976 yılında restore edilmiştir
 
Kuşadası
 
Kuşadası Öğretmenevi Camil Kabil Mah. Cephane Sk. No : 8 09400 Kuşadası / AYDIN
Tel : 00 - 90 - 256 - 612 38 88 / 00 - 90 - 256 612 20 71 Fax : 00 - 90 - 256 - 612 48 88 / 00 - 90 - 256 - 612 56 36
En İyi Görüntü 1024 x 786 px de elde edilmiştir.
Tüm Hakkı Kuşadası Öğretmen Evi Müdürlüğüne Aittir.©2007
Tasarım ve Kodlama Selman TAŞDEMİR